26 Aralık 2014 Cuma

GAZİANTEP GEZİ NOTLARI




İlk gezi paylaşımım olan Gaziantep gezisini uzun uzadıya anlatmak ve dünyanın en eski yerleşim yerlerinden birisi olan bu güzel şehrimizin bütün güzelliklerini en ince ayrıntılarına kadar sizlerle paylaşmak isterdim. Ancak, 2 günlük gezimin sadece 1 gününü turistik bir gezi yapmaya ayırabildiğim için, bu kısıtlı zamanda gidebildiğim yerleri, görebildiğim güzellikleri  ve yiyebildiğim yöresel lezzetleri burada paylaşacağım. Ama tabi ki sizlerinde gidip görebilmeniz ve bu keyifli gezi lezzetini yaşayabilmeniz için bunları da, elimden geldiğince özet geçerek sizleri merakta bırakmak niyetindeyim.
Öncelikle gittiğinizde kalabileceğiniz her bütçeye uygun bir çok güzel ve kaliteli otel olduğunu söylemeliyim.
Ben, Divan Suites Gaziantep'te kaldım. Harika, rahat, konforlu ve zengin kahvaltısıyla göz dolduran bir otel. (Maalesef, sadece kahvaltısını yeme fırsatım oldu. Eminim diğer menüleri de harikadır.) Yine aynı bölgede, müzelere ve merkeze yakın konumda bir çok otel bulunmaktadır.
Ben, 1 gün gibi kısa bir gezme sürem olduğu için en yakın ve mutlaka görülmesi gerekli bir kaç yere gidebildim. İnşallah yaza doğru tekrar giderek daha uzun süreli bir turistik gezi yapmayı ve tüm müze ve gezilecek tarihi yerleri gezmeyi planlıyorum.
Gelelim gezdiğim, gördüğüm ve yediğim şeylere.
ZEUGMA MÜZESİ:

İlk olarak otelden çıkışta yolumuzun üzerinde olan Zeugma Müzesini görmek istedim. Gaziantep'e geldiğinizde mutlaka ama mutlaka görmeniz gereken yerlerin ilk sırasında yer alıyor. Harika bir müze.
2011 yılında açılan 1700 metrekarelik, dünyanın en büyük mozaik müzesi olma özelliğini taşıyor. Gaziantep'in Nizip ilçesinde Birecik barajı kurulurken bulunan tarihi Zeugma Antik kenti kalıntılarının maalesef bir kısmının, barajının suları altında kalmadan kurtarılması ile kurulan ve bu kalıntıların sergilendiği müzedir. Dünyaca ünlü Çingene Kızı mozaiği burada sergilenmektedir.
Müzeye taksi, dolmuş ve otobüsle şehrin her yerinden ulaşabilme kolaylığı var. Mutlaka gitmenizi öneririm. Keyifli bir müze gezisinden sonra çıkışta bulunan hediyeli eşya dükkanından sevdiklerinize hatıra eşyalar alabilirsiniz.
Müzelerle  ilgili çok fazla bir bilgi vermeyeceğim. Bolca fotoğraf çektim ama onlardan da bir kaç tane paylaşacağım. Çünkü,  MÖ 300'de Büyük İskender tarafından kurulan bu güzel antik kenti ya da en azından ondan geriye kalan kalıntıları kendiniz yerinde görmelisiniz.
EMİNE GÖĞÜŞ GAZİANTEP MUTFAK MÜZESİ:

 Gaziantep'in köklü ailelerinden Göğüş ailesine ait konak, 2008 yılında Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilerek  müzeye çevrilmiştir. Türkiye'nin ilk ve tek mutfak müzesidir.

Müzedeki mutfak gereçleri kadar konakta çok hoşuma gitti. Hayalimdeki evler gibi kapıdan girdiğinde kendini bir avluda buluyorsun. Avludan merdivenlerle çıktığınız birbirinden ayrı ama avluyla birbirine bağlanmış odalardan oluşuyor. Gaziantep'te yaşasaydım mutlaka böyle bir evde yaşamak isterdim.

Mutfak müzesi özellikle çok hoşuma gitti. Gaziantep mutfağı ile ilgili her türlü bilgiyi barındırıyor. Hem özellikle bakırdan yapılma mutfak gereçlerini hem de bilinen, unutulan ve hala keyifle yenen tüm yemeklerini ve tatlıları ile geleneksel mutfak kültürü hakkında  ayrıntılı bilgiler veriyor. Mutlaka gidip görmenizi tavsiye edeceğim.
 MEDUSA CAM ESERLER MÜZESİ:

Gaziantep Kalesinin bulunduğu bölgedeki eski Antep evlerinden birisinin 2008 yılında restore edilmesiyle kurulmuştur. Ülkemizin ilk özel cam eserler müzesidir. Gaziantep Mutfak Müzesi gibi küçük odalardan oluşan ve binlerce irili ufaklı eser sergilenen çok güzel bir müze. İsterseniz avlusunda oturup sıcacık bir çay veya Antep'in ünlü menengiç kahvesini yudumlayabiliyorsunuz.

Medusa Cam Eserler Müzesinde sergilenen 1500'ü aşkın eserin %70'i cam eser, %20'si bronz ve pişmiş toprak eserler ve %10'nu ise Roma ve İslami döneme ait altın ve bronz sikkeler ile altın takılar oluşturuyor.
Evet o kadar çok müzeden gidebildiklerim işte bu kadar. Kale civarındaki bir kaç müzeyi dolaştıktan sonra soğuğunda etkisiyle yorulmaya başlayınca geldiğimiz yoldan yavaş yavaş geri dönüp bakırcılar çarşısına gitmeye karar verdik. Yokuşun sonuna vardığımızda önce pazar kurulmuş zannettiğim sonrasında sadece zeytin satıldığını gördüğüm bir sokağa vardık. Dükkanlar ve tabiki önlerinde kurulmuş stantlar işlenmemiş ham zeytinlerle dolu. Zeytin delisi birisi olarak bu yeşil ve siyah renk cümbüşüne bayıldım.
Kırık veya çizik olarak ham zeytini istediğiniz miktarda alıyorsunuz. Hatta ilk defa gördüğüm ve hayran olduğum zeytin kırma makinesinde isterseniz kırdırıp hemen oracıkta bidonlara doldurtup götürüyorsunuz. Bir zaman, çoluk çocuk elimizde bir taş veya ağırlıkla kilolarca zeytini tek tek kırdığımız gözümün önüne gelince bu kolaylığa mest oldum. Makineyle zeytin kırılırken birazcık sonu da olsa çekme fırsatım oldu. Sizlerle bir kaç saniyelik bu çekimi de paylaşmak istedim.
Yolunuz buralara düşerse yazlık kışlık zeytininizi yaptırabilirsiniz. Tuzlu suda kapağını hiç açmadan serin yerde muhafaza ederseniz 1 sene dayanabildiğini söylediler.
Neyse bir müddet hayran hayran zeytinlerin arasında dolaştıktan sonra nihayet hemen sağda ilerde Bakırcılar Çarşısını ve yanında ki Almacılar Çarşısını gördük. Yine aynı yerde bulunan meşhur İmam Çağdaş'a gidip o güzelim yemeklerinden yemeden evvel bu çarşıları gezip, bir kaç bakır eşya almaya karar verdik. Hemen yanında bulunan Zincirli Bedestende çok fazla oyalanmadan Bakırcılar Çarşısının yolunu tuttuk. Bu çarşıyı uzun uzadıya gezmememin bir nedeni var. Tıpkı İstanbul'daki
Kapalı Çarşıya benziyor. Hem mekan olarak hem de satılan eşyalar olarak Kapalı Çarşıda
geziyormuşum gibi hissettim. Bir İstanbul'lu olarak aynı eşyaları Kapalı Çarşıda  da bulabileceğim için kısıtlı zamanımı da düşünerek vakit ayırmadım. Ama sizler mutlaka gezin isterim. 
Her dükkanın içi rengarenk hediyelik tabaklar, takılar, süs eşyaları ve Türk motifleriyle bezenmiş kumaşlar, çantalar, Antep'e ait yöresel tatlar, baharatlar, bakır,değerli taş ve envai çeşit malzemeden yapılmış eşyalarla dolu.
Dışarıdaki stantları da yine aynı renk cümbüşü ile sizi kendine hayran bırakıyor.
BAKIRCILAR ÇARŞISI:
Bakırcılar Çarşısı, mutlaka görülmesi gereken, bakır ustalarının hala geleneksel bakır işlemeciliğini sürdürdükleri çok eski tarihe sahip bir çarşı. En hoşuma giden şey, içeriye girdiğinizde her yerden çekiç seslerinin duyulması. yaşlı ustalar ve tabi çırakları bakırı emek emek işleyerek, o güzelim el emeği bakır eşyaları yapıyorlar.
Bir çok dükkan ve bu dükkanlarda da irili ufaklı bir çok bakır eşya bulunuyor. Mutlaka birisinde beğendiğiniz ve sevdiklerinize almak isteyeceğiniz hediyelik bulacaksınız. Fiyatlar ise el emeği oldukları düşünüldüğünde çok uygun. 
ALMACILAR PAZARI:




Bakırcılar çarşısından çıkıp  hemen yanı başındaki Almacılar Pazarı veya Çarşısı denen buram buram baharat kokuları yayılan, her çeşit baharatın ve yöresel tatların, kuruyemişlerin, kurutulmuş sebzelerin satıldığı çarşıya girdim. Ve yine bu renk cümbüşü ve aromatik kokular arasında kendimi kaybettim. Tabi iyice acıktığım için her gördüğümden almak ve yemek isteğimle mücadele ederek bu güzel pazarı gezdim.
250 yıllık Almacı Pazarından ihtiyacınız olan Gaziantep'te yetiştirilen ürünlerden hazırlanmış yiyecekleri alabilirsiniz. Çektiğim bir kaç resim ne kadar çok ürün olduğunu kanıtlıyor. 


 Bu güzelim cevizli sucuklardan ve muskalardan birazcık aldım :)) Tek kelimeyle nefisti. Şekerimiz düştükçe yedik durduk.  
 Antep'in kuru tarhanasını unuturmuyum. Ondanda biraz aldım. Birazcık ta kuruyemişlerden. Birazda kırmızı pul biberinden aldım. Çayı yapılan Zahter ve kahvesi yapılan menengiç'te yöresel tatlar arasında alabileceğiniz bolca satılıyor. Derken koca bir poşet nefis yiyeceklerle pazardan ayrıldım. 
İMAM ÇAĞDAŞ:
Gaziantep deyince ilk akla gelen bir kaç tane şey vardır. Antep fıstığı, baklava ve kebap. İşte bu üç nefis yiyeceği bir arada bulabileceğiniz hem de sultanlara layık lezzette ve kalitede yiyebileceğiniz bir kaç yerden birisidir İmam Çağdaş. Tabi ben de daha İstanbul'dayken mutlaka gidin ve kebaplarını yiyin önerilerine uyarak İmam Çağdaş'a gittim.
Kapıdan girer girmez önce sıcacık bir ortama sonrasında da gürültülü bir kalabalığa merhaba diyorsunuz. Gürültülü diyorum çünkü iğne atsan yere düşmez misali bir kalabalık var. Benim gezim hafta sonuna denk geldiği için hafta sonu kalabalığımı yoksa her zaman böylemi bilemiyorum. Duyumlarım çoğunlukla kalabalık olduğu yönünde. 


Neyse, oturacak boş masa olmadığı için 5-6 dakika ayakta kapı ağzında bekledikten sonra ilk boşalan masaya öyle bir keyifle oturdum ki, yorgun ayaklarım hemen kendine geldi diyebilirim.       Bizimle ilgilenen güler yüzlü garsona ilk defa geldiğimizi ve her şeyden tatmak istediğimizi ve        tabiki karar veremediğimizi söyleyince, seçim işini kendisine bırakmamızı ve her şeyden tadımlık    hazırlayacağını söyledi. Önce küçük tabaklarda salatalar, sıcacık mis gibi ekmekler ve kalaylı bakır  taslarda minik kepçe kaşıklarla sunulan ayrandan getirdi. Ardından fındık lahmacun ve o güzelim  kebaplar gelmeye başladı. Midem doymaya daha doğrusu bayram etmeye başladıkça ben de kendime  geldim. Etrafı kolaçan etmeye başladım :))

İmam Çağdaş, çok geniş 2 katlı ışıl ışıl bir konaktan oluşuyor ve emin olun 2 katta da hemen boş   masa bulabilmek mümkün değil. 
Yine, büyük salonun sonundaki yarı açık mutfakta onlarca ustanın hararetli koşuşturmalarını izlemekte hoş bir şey. Tertemiz bir mutfak olduğu her halinden belli ve görebiliyorsunuz.
Tattığım o güzelim kebapların tanıtımına geçmeden evvel malzemeler hakkında bilgi vereyim. İmam Çağdaş'ta kullanılan tüm malzemeler özel.Kebaplarda kullanılan et kesinlikle koyun eti. Etler makinede çekilmeden bıçakla incecik kıyılarak hazırlanıyor ve tabi bu da kebaplara bir başka lezzet veriyor.








Yıllar evvel bu restoranı kuran İmam Usta'dan bu yana bu kalite hiç değişmedi deniliyor. Tabi ben ilk
defa geldiğim için bu konu hakkında bir yorum yapamıyorum. Ama tek söyleyebileceğim ve kesinlikle emin olduğum şey lahmacun veya kebap hiç fark etmez, yediğim tüm yiyecekler çok lezzetliydi. Lahmacunun tadına doyamadım. Ali Nazik, karışık kebap, altı ezmeli ve kıyma kebabı derken hem midem hem gözlerim tam bir ziyafet çekmiş oldu.
Yanında verilen salatalardan da bahsetmeden geçmeyim. Bol cevizli ve nar ekşili Gavurdağı salatası, soğan salatası ve kaşık salatası ise etin verdiği ağırlığı dengeleyerek damakta bir ferahlık bırakıyor.

Altı ezmeli, kıyma kebap ile köz domates ve yeşil biberden oluşuyor.



Karışık kebap, patlıcan kebabı, kıyma kebap ve kuşbaşı kebaptan oluşuyor. Tavuk şişte konuyor ama biz istemedik. Tabi yanında bolca közlenmiş soğan, domates ve biber var.


Ali Nazik; kıyma kebabı, patlıcan, sarımsaklı yoğurt ve tereyağından yapılıyor.

Kapıdan girdiğinizde soldaki tatlı reyonunda,hem müşterilere hem de paket yaptıranlara hizmet verildiği için, tepsiler dolup dolup boşalıyor. Sırf bu yüzden meşhur tatlıları olan havuç diliminin resmini çektim ama kendisini yemek kısmet olmadı :(
Gelelim o güzelim tatlıları birazcık tanımaya,  Harran Ovasından hasat edilen sert buğdayın, o güzelim Antep fıstığının ve yine Harran ovasında otlayan keçi ve koyunların sütünden elde edilen tereyağının en güzel buluşması işte bu tatlılar. Her ne kadar hepsinden tadamasam da lezzetine hayran olacak kadar yedim:) 
İster orada yiyin ister paket yaptırın. İkisini de yapma imkanınız yoksa o zaman sipariş verin. Gaziantep dışına tatlı ve hatta lahmacun ve kebaplar siparişle gönderiliyormuş. Sanırım özellikle lahmacun sipariş vereceğim :)









Büyük bir keyifle yemekleri yiyip ardından nefis tatlıları da çayla birlikte kalorilerini ve şekerini düşünmemeye çalışarak mideye indirdikten sonra kibar ve güler yüzlü garsonumuzun (ismini maalesef unuttum) ısrarı üzerine ikram ettiği bol köpüklü kahveyi de içip tekrar geldiğimiz yoldan arabamızı parkettiğimiz istikamete doğru yola çıktık.
İmam Çağdaş'la ilgili son ve özet bir kaç cümle kurmam gerekirse,  Yemekler ve tatlılarda kalite ve lezzet harika. Söylenecek pek bir şey bulamıyorum. Garsonlar güler yüzlü,  hizmet özellikle kalabalık düşünüldüğünde çok hızlı.
İmam Çağdaş'tan çok memnun ayrıldığımı söylemeliyim. Bir daha ki gidişimde tekrar gidip tatmadığım kebapları ve tatlıları da yemek istiyorum.  Ha bu arada fiyatların çok makul olduğunu belirtmek isterim. Hele İstanbul'da 2 kişilik böyle bir sofraya vereceğimiz para düşünüldüğünde.
İmam Çağdaş'tan ısınmış ve keyifli bir yemek serüveniyle iyice doymuş olarak çıkıp, arabamızı park ettiğimiz otoparka doğru giderken rastladığımız tatlıcıdan da bahsetmeden geçemeyeceğim. Evet Gaziantep'in baklavası meşhurdur ama özellikle sokaklarda camekanlı arabalarda satılan veya küçük dükkanlarda yapılışını seyredip sonrada sıcacık yeni pişmiş çıtır halde yenilen halka tatlılarını, taş kadayıfı veya lokma veya tulumba tatlısından bahsetmeden geçmemeliyim. İster paket ister porsiyon isterseniz adet olarak yiyebileceğiniz nefis tatlıları mutlaka deneyin derim.

İşte ilk defa gittiğim ve gezmekle bitmeyecek kadar fazla tarihi yerler ve müzeler, anıt mezarlar, hanlar, hamamlar ve türbeler bulunan bu güzel şehrimizde sadece 1 güne sığdırabildiklerim işte bu kadar. 
Elimden geldiğince sizlerle paylaşmaya çalıştım. Eğer bir gün yolunuz düşerse ya da özellikle gezmek ve görmek için gitmek isterseniz en azından bir kaç gününüzü ayırmanız gerekecek kadar gezilecek yerler ve tadılacak tatlar var.
Müze meraklıları için Gaziantep arkeoloji Müzesi, Zeugma Mozaik Müzesi,Yesemek Açık hava Müzesi, Hasan Süzer Etnoğrafya Müzesi,  Atatürk Anı Evi Müzesi, Emine Göğüş Mutfak Müzesi, Bayazhan Gaziantep Kent Müzesi, Gaziantep Savunması ve Kahramanlık Panoraması Müzesi, Gaziantep Kültür Tarihi Müzesi, Oyun ve Oyuncak Müzesi gibi bir çok müze gezilmeyi bekliyor. 
Ya da Birecik Barajı üzerinde bir tekne turu yapıp antik kentleri, kaleleri, tapınakları görebilirsiniz.



Yine bol bol Antep işi örtüler ve çeyizlik takımlar alabilirsiniz. Bakırdan yapılan eşyalardan almayı da unutmayın.
Yine Antep'in meşhur Menengiç kahvesinden içmeden veya Zahter çayından yudumlamadan veya baklavasını yemeden gelmeyin derim.
Özellikle sabah kahvaltısında içilen meşhur Beyran çorbasından fırsatınız olursa mutlaka için diyorum.
Yine yeni dünya ve keme kebabının yapıldığı mevsimde uğrarsanız mutlaka bu meşhur ve lezzetli kebaplardan deneyin.
Meşhur Antep fıstıklı kaymaklı katmerini yemeden gelmeyin.
Kurabiye yapmayı seviyorsanız çok işinize yarayacak olan ve Antep'te Kömbe (tatlı bir kurabiye) yapımında kullanılan el emeği göz nuru tahta oyma kalıplardan almayı unutmayın diyorum. 
Gördüğünüz gibi saymakla bitmeyecek kadar çok tarihi kültürü ve yemek kültürü olan bu güzel kentimize mutlaka gidin diyorum.
Yukarıda önerdiğim bir çok şeyi ben de yapamadığımdan havalar biraz ısındığı zaman 2. bir ziyareti mutlaka yapmayı düşünüyorum.
Umarım paylaştıklarım hoşunuza gitmiştir. Sevgilerle..

2 yorum:

  1. Emeğinize sağlık.. Çok güzel bir yazı olmuş. Yemekler de ağzımı sulandırdı :=)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğendiğinize çok sevindim. Yemekler gercekten nefisti. En kisa zamanda tekrar gidip yöresel ev yemeklerini tatmayı ve hakkında bir yazi yazmayı düşünüyorum :))

      Sil