24 Ocak 2017 Salı

İSPANYA MACERASI II

Kahvaltı: Tuzlular

Herkesin merakla beklediği an geldi. Yazıp anlatmaya başlamadan bir şeyleri belirtmem gerekiyor. Anlattıklarım tamamen hafta sonlarında yaptığım keşiflerden oluşmaktadır. Yani gidip tamamen turistik amaçlarla kalsanız, belki de asla geri gelmezsiniz. Böyle şeyler söylememem gerekiyordu farkındayım. Fakat bir türlü kötüleyemiyorum. Evet ne diyordum, bense gerçekten nefes almaya bile vaktimin zor olduğu hafta içlerinde dört duvar arasından sıkıldığımda, en fazla eliyle ufuktaki bilinmeyen toprakları işaret eden Colomb heykeline bakabildim penceremden. Hafta sonu olunca da kendimi gezmelere veriyordum. İşte bu okuduklarınızın çoğunluğu, hafta sonu mesailerimin ürünleridir. Kendinizin gibi bilin, okurken yaşayın efendim. Tek dileğim budur.

Bir şeyler yazmak için bile olsa İspanya'yı düşündüğümde aklımda en tatlısından bir salsa müziği duyulmaya başlıyor. Henüz bir aylığına gelip, döndüğünde iki hafta boyunca ağlayan kardeşimin durumuna düşmüş değilim fakat korkuyorum her an bir özlem dalgası yayılabilir. Ihım hemen bu melankolik tavırları bir kenara koyup, sizlere anlatmaya başlıyorum. Günün en erken saatlerinde ne yer ne içer bu İspanyollar, kaşları gözlerinin benzediği kadar yeme alışkanlıkları da bize benziyor mu? Hayal kırıklığını önceden yaratmıştım zaten biliyorum ama tekrar hatırlayayım: Ben gezdiğim hiçbir Avrupa ülkesinde bizimki gibi bir kahvaltı görmedim. Sevgili İspanyollar tuzlu olarak tükettikleri yiyecekleri de aynen tatlılar gibi tek başlarına tüketiyorlar genellikle yani kahvaltılarında tek bir star oluyor, ona odaklanıyorlar. Kahvaltıyla ilgili beni en çok hayal kırıklığına uğratan peynir tüketiminin, benim oluruma göre, az oluşu. Çeşit çeşit peynir var ama o peynirler sofralarda aynı anda görünmüyor pek. İkincisi ve asıl şok ise zeytin cenneti İspanya'nın insancıkları, kahvaltıda zeytin yemiyorlar. Öyle ki Türk Kahvaltısı'nın olmazsa olmazlarını sayarken zeytini duyunca, irkiliyorlar. Biz zeytini yemeklerden önce iştah açsın diye ya da içkiyle atıştırmalık olarak yeriz diyorlar. Bir de bizim kahvaltıda yoğurt yemediğimizi duyduklarında yaşadıkları şok var, o da bana kalsın. Neyse hadi şimdi başlayalım bir bir incelemeye.
                                                        Pan Con Tomate. Domatesli Ekmek.
Pan con tomate. Efenim domatesli ekmek olur kendileri. Malzemeler oldukça basit ve net: En lezzetlisinden domatesler, taşköprü sarımsağı, sızma zeytin yağı, tuz ve karabiber. Bu kadar basit bir yiyeceğin farklı yapılışlarına şahit olmuş bir insan olarak "nasıl istiyorsanız öyle yiyin" mottosunu destekliyorum. Daha çok Katalan bölgesinin bir alışkanlığı olan Pan Con Tomate, kahvaltılarda oldukça sık tüketiliyor. Genellikle üzerine bir parça İspanyol koyun peyniri machego ya da jambon konuyor veya bir parça Tortilla Patata ile yeniliyor. Bu üçünden bahsetmeden hemen önce biraz daha açalım, nedir, nasıl yapılır pan con tomate.
                                                         Pan Con Tomate Malzemeleri

Az önce belirttiğim malzemeleri, yukarıda görülüyor. Hazırlanışına gelince, iki farklı metodu öneriyorum. İlki biraz parmaklarınızı bulaştırmanızı gerektiren cinsten şöyle ki: Kızarmış, ısıtılmış ya da bir önceki günden kalan dilim ekmek alınır. Anlayacağınız ekmeğimizin sert olması gerekiyor çünkü malzemeleri üzerine sürteceğiz. Evet sürtmek doğru anladınız efendim. Ekmek bir kenarda beklerken, bir baş sarımsağı ortadan kesiyoruz ve ekmeğimizin üstüne sürtüyoruz. Sonrasında bir adet domatesi yeşil sapının olduğu kısımdan değil,  tombul kısımdan ortadan ikiye bölüyoruz. Böldüğümüz domatesi de, elimizde sadece kabuğu kalana kadar ekmeğe sürtüyoruz. Artık ekmeğimizin üstü domates kaplı yani sırada mis gibi kokulu sızma zeytin yağından bir miktar üzerine gezdirmekte. Son olarak karabiber, tuz. Bu ikisini de değirmenle öğütüp koyarsanız daha da mis oluyor. Pan con tomate'nin bu haliyle tanışıklığımız, Barcelona'daki en beğendiğim organik restaurant Origens'de önümüze malzemelerin ve bir adet bıçağın geldiği güne dayanır. Zira nasıl bir bakış attıysak, sevgili garson Isaac bize yardımcı olup, anlattığım yöntemle karşımıza çıkartıvermişti pan con tomateyi. Bizde suratımızda tuhaf bir sırıtışla yemiştik. Bu şekliyle biraz kaba ya da pis ya da fazla otantik bulanlara ise kahvaltılık şeklini öneriyorum. O da şöyle, domateslerin kabuklarını soyunuz. Önce sıcak suya sonra soğuk suya sokup çıkarın, kolayca soyulur. Sonrasında var ise robotla yoksa rendeyle domatesleri un ufak ediniz. Bir kaba alınız ve içine bir kenarda küçücük kıydığınız sarımsakları ekleyiniz. Tabi sonra sızma zeytinyağı, tuz ve karabiber. Tavsiyem mi? Tabiki var. Çok sevdiğim arkadaşım, Başak'ın tarifinde buna biraz da limon suyu eklenmişti. Taze tüketileceği gibi bir iki gün de dolapta saklanabilir. Okunuşu: Pan kon tomate.
                                                            Tortilla Patata. Patatesli Omlet

Tortilla Patata. İşte alenen allahın her günü yediğim ve sonunda yumurtaya intoleransınız var cümlesiyle de ayrı düştüğüm lezzet. Lezzet falan diyorum ama aslında bildiğimiz patatesli yumurta kendisi. Fakat ben Türkiye'de bunun hep karışık kuruşuk olanını yemiştim. İspanyollar biraz daha omlet niyetine yapıyorlar ve hoşluk olsun diye içine soğan katıyorlar. Tadı bizim yumurtalı patatesten güzel, yalan söyleyemeyeceğim. Nasıl tüketiyorlar derseniz, genellikle, bir dilim tortilla patatayı yanına da pan con tomate alıp tüketiyorlar. Aslında söylemeye utanıyorum ama bunu ekmeğin arasına koyup sandviç niyetine yiyen/satan var. O denli bir obezite sanırım, "ekmeğin arasına makarna koy at" diye beşinci kattaki babaannesine bağıran iki yaşındaki komşumuz Taha'da vardı. Bense günün herhangi bir saati, herhangi bir yemekle yedim kendisini. Sabah akşam bundan mı pişiriyordun yahu, diyen olabilir. En güzel yanı da bu, soğanlı ve soğansız seçenekleriyle her markette satılıyordu, pişmiş olarak. Şimdi gelelim yapılışına: göreceksiniz oldukça basit. Kimse üşenmesin bir daha yumurtalı patatesini böyle yapıp bir denesin derim ben.
                                                           Tortilla Patata Malzemeleri

Yapılışını anlatacağım şimdi fakat malzemelere yumurtayı da ekleyiniz efenim. Yukarıda yok diye es geçmeyiniz zira ana malzeme yumurtadır. Yaparken ilk olarak patatesleri ince ve yuvarlak olarak kesiyoruz. Orta boy iki ya da üç patates yeterli. Bir adette soğanı ince ince doğruyoruz. Önce tavada yağda patatesleri yumuşayıncaya kadar pişiriyoruz sonra da soğanları ekliyoruz. Soğanlar da pembeleşince bir kasede iyice çırptığımız 5 adet yumurtanın içine pişen patatesler ve soğanlar eklenir. Bir tavaya yağ konur ve karışım tavaya dökülür. Karışımdan kabarcıklar çıkmaya başlayınca diğer yönü çevirilir. Diğer yönü çevirmek için bir tabak ya da omlet çevirici kullanılabilir. Eğer çok iyi pişmesi isteniyor ise çevirme işlemi birkaç kez tekrarlanır. İster sıcak, ister soğuk yanında bir parça pan con tomate ya da yeşillikle servis edilir. Size de bana da afiyet olur böylelikle. Okunuşu: Tortiya patata.
                                                             İspanyol Peynir Çeşitleri

Peynirler, Herhangi bir Avrupa ülkesine gittiğimde, kahvaltı ile ilgili en büyük hayal kırıklığımı hep peynirler yüzünden yaşamışımdır. Peynir tüketimim normal bir insanın kat katıysa artık, bünyemin sofrada da markette de ilk aradığı yiyecek peynir. Yani varsın zeytinim, balım, jambonum ne bileyim nutellam olmasın da en az iki çeşit peynirim olsun isterim. İspanyol peynirlerine de böyle bir ciddiyetle yaklaştım işte. Ne var ne yok derseniz aslında liste baya geniş. Çok farklı çeşitlerde keçi peynirleri (Murcia al Vino, Montsec, Ibores, Majorero) koyun peynirleri (Zamorano, Burgos, Manchego, Roncal, Idiazabal) inek peynirleri (Tetilla, San Simon, Arzua-Ulloa, Mahón) ve karışık sütten peynirleri (Cabrales, Picón, Valdeon) var. İtiraf etmeliyim ki, üç beş tanesi dışında, bu saydığım peynir türleri benim de sizinle beraber öğrendiğim şeyler. Yani ansiklopedik bilgi. İspanyada yaşadığım süre boyunca benim her markette karşıma çıkan peynirlere gelirsek: Havarti, Edam, Gouda, Oueso Blanco, Emmental, Cheddar, Parmesan. Yerel peynirleri denemek isteyen olur ise şayet, onların yapması gereken markete dalmak yerine bir şarküteri bulup ordan almak ya da zincir marketlerden birine girmek. Nihayetinde bu saydığım popüler peynirler Türkiye'de de bulunuyor. Bunu deyince aklıma beyaz peynirlerin, tansiyon hastalarını koruma derneğince denetlenmi gibi tuzsuz ötesi oluşu geldi. Bir yıl boyunca onları yiyince de maalesef buradaki canım peynirler tuz gölünden çıkmış gibi geliyor. Arayı bulmak gerek.
                                                                Manchego Peyniri'nin bir sunumu
Şimdi oldu da gittiniz bir markete ne peynir alalım derseniz, ben de madem popüler bir peynir soruyorsunuz garanti olsun diyorsunuz, o halde alın şunları gitsin diyorum. Havarti (dilimli), Feta (küp), Emmental, Queso Blanco (tuzsuz falan fakat en azından beyaz peynir), herhangi bir marka krem peynir bir de İspanyol peynirlerinden Manchego. 
Zaten belirtmem gerekir ki kahvaltılarda en çok kullanılan peynir, Manchego. Bu peynir İspanya'nın La Mancha bölgesi kökenli bir koyun peyniri. Oldukça sıkı ve yoğun olan bu peynirin tadı da gayet güzel. Genellikle incecik dilimler halinde pan con tomatelerin üstlerine koynularak ya da herhangi bir sandvicin içinde sunuluyor. Manchego peynirini, tekerlek biçimindeki gövdesinin kenarlarındaki kahverengi zikzaklı dokudan bile tanıyabilirsiniz ki bu şekiller La Mancha bölgesinden gelenlerde mutlaka oluyormuş. Okunuşu: Mançego
                                                                           Empanada
Empanadasİçi çeşitli malzemelerle doldurulmuş, yarım ay şeklindeki, hamur işleridir. Kökeni Galiçya'dır.  Aslında İspanyol Empanada'ları genellikle deniz ürünleriyle dolduruluyor fakat size müjdem kahvaltıda yenilebilecek peynirli ya da ıspanaklıları da mevcut. Benim en sevdiğim çeşidi ıspanaklı ve kuru üzümlü empanadaydı. Kafelerin dışında, marketlerde de pişmiş ya da pişime hazırlarını bulmam mümkün. Dondurulmuşunu alıp buzluğa atınca, istenildiği zaman yenilebiliyor. Bunların daha küçük boyutta olanlarına ise Empanadillas deniyor. Diğer çeşitlerini de günün herhangi bir saatinde atıştırmalık olarak tüketmek mümkün. Başta ton balıklı ve domatesli içi olanı bana tuhaf gelmişse de, ki pek balık sevmeyen bir insan olarak gittim Barcelona'ya, sonradan tadından hoşlanmaya başladım. Fakat ton balıklısını ya da deniz ürünlü diğer çeşitlerini bendeniz soğuk tercih ediyordum. Böylelikle o tuhaf balık tadı ve kokusu olmuyordu. Deneyin derim. 
                                                                 Jamón. Domuz Jambonu

Jamón. Öncelikle belirtmeliyim ki Jamon konusunda yazıp yazmak konusunda küçük de olsa bir tereddüt hissettim. Sonra bu tereddütümün nedenini kendi kendime dahi açıklayamadım ve yazmaya karar verdim. Jamón, genellikle domuz etinin but kısmı kullanılarak yapılan bir jambon türü. Normalde çok büyük çoğunluğunun Müslüman olduğu ülkemizde Jambon'un tavuk, hindi veya sığır etinden yapılanı var olsa da İspanya da çoğunlukla domuz ürünü satılıyor. Aslında bakarsanız Jamón, her ne kadar jambon olarak da çevrilebilirse de domuz jambonu desek daha doğru olur gibi geliyor. İspanyollar sabah kahvaltılarında çoğunlukla pan con tomate ve manchego peyniri yanında Jamón da tüketiyorlar. Oldukça ucuzları mevcut olduğu gibi gerçekten gurmeler için üretilmiş budu bin euro olanları da var. Yani inancına aykırı olmayanların domuz jambonu tüketmek istediklerine bulunmak isteyecekleri bir yer İspanya. Tüketmediğim halde her görüşümde bana ilginç gelen bir de sunumu var. Satılan yerlerde budu oturtmak ve kolayca kesmek için genellikle tahtadan bir düzenek kullanılıyor. Düzenek ya da tutucu, adını bilemiyorum, sayesinde kesimi kolay olduğu gibi sergilenmesi de kolaylaştırılıyor. Herkesin inancına saygım sonsuz, niyetim de kötülemek değil bunu belirtmeliyim. Fakat İspanya'da bulunduğum süre boyunca en çok şikayetçi olduğum şeylerinde başında, marketlerdeki tuhaf koku vardı. Alışık olmadığımdan olabilir fakat, Jamónların but olarak sergilendiği çok büyük marketlerde dahi çok ağır bir koku oluyordu. Buna bir çözüm getirebilirler mi bilmiyorum fakat sevenlerini hayal kırıklığına uğratmayacak türde ürünler Barcelona'nın yerel Şampanya evlerinde dahi vardı. İlerde büyük ihtimalle yazacağım birkaç yerel işletme de, öyle ki oturacak yer olmamasına rağmen tıklım tıkış dolu oluyorlar, tavandan sarkan Jamónlarla doluydu. Sevenlerine duyurulur. Tabii ki tüketmek istemeyenlere de, efenim oldu da soramadınız, sordunuz anlamadınız resimdeki yiyecek pastırma gibi dursa da domuz ürünüdür, bilesiniz. Eğer ben jambon istiyorum, salam istiyorum, sosis yiyeceğim diyor ve domuz ürünü tüketmiyorsanız: bu ürünlerin üzerinde Pollo (poyo): Tavuk: ve Pavo (pavo): Hindi yazanlarını tüketebilirsiniz. Okunuşu: Hamon.

                                                          ColaCao çikolatalı enerji içeceği

İçecekler. İspanyol kahvaltılarının içecekleri genellikle: su, kahve, çay, portakal suyu şeklinde. Bunlar dışında meyve sularından: ananas suyu, mango suyu, guava suyu, passion fruit suyu, kuru üzüm suyu deneyebilecekleriniz arasında. Süt çeşitlerin dense: soya sütü daha önce denememiş olanlara ilginç gelecektir. Kahvaltıda şekerli ve soğuk bir içecek hoşuna gideceklere ben ColaCao'yu öneriyorum. Efendim Redbull'u sırf enerji içeceği diye tercih edeniniz varsa, nahoş tadına rağmen, ColaCao'yu öpüp başınıza koyacaksınız demektir. Hani votkanıza katamazsınız belki ama vitamin ve minarellerce baya baya zengin ve tadı da çok hoş olan bu içeceği Barcelona sokaklarını arşınlarken içmemeniz için bir neden yok. Belirtmeden geçip gitmeyeyim, üreticisi de Barcelona kökenli bir şirket. Yakında bizlerde raflarda görürsek şaşırmayalım lütfen. O eski bildiğimiz acı acı kakao tadı gelen sütleri elimizden yavaşça bırakıp uzaklaşalım ve raftan bir tane Colacao kapalım. Umarım bir milyon euro şu an bizim eve doğru yola çıkmıştır, reklam parası olarak.
Evet şimdi gelelim nerede ne yiyelime. Aslına bakarsanız kahvaltıyı tuzlu bir şeylerle yapmak istiyorsanız, Barcelona da özel bir kahvaltı mekanı yok ne yazık ki fakat yemeyi tercih edeceğiniz şeyi bulabileceğiniz yerler var. Şimdi ellerinizi çırpıp sevinç gösterisi yapabilirsiniz çünkü oraların nereler olduğunu söyleyeceğim. Bu cümleme sinir olanlar, gidip aç kalsalardı tahmin ediyorum anlarlardı bu sevinç gösterisinin gerçek olabileceğini. Ben yaşadım, oldu. Tercihler üzerinden gidelim, daha kolay olur dedim. Başlıyorum.
Kendim yapar, kendim yerim. Öncelikle ben hesaplı davranırım, dışarda yemem, alırım malzememi kendim yaparım sandvicimi diyenler vardır. Hemen onlara hitaben birşeyler yazalım, biraz sıkılgan olurlar onlar, hadi ya diyorlardır şimdi de. Barcelonaya giden herkesin yolu La Rambla'ya düşer. Bu sokağın üzerinde 113 numarada Carrefour var. Görünce hemen girin, baget ekmeklerden, her türlü peynir çeşidine artık ne istiyorsanız sandvicinizde her şey var. Peynirler falan alt katta. Yurt dışında marketlerle ilgili en sevdiğim şey bir sürü daha önce denemediğim tadın bulunduğu yerler olmalarıdır. Günün herhangi bir saatinde turistik ziyaretimi bir markete yapmış olmaktan hiç de şikayet etmem. Gözüme kestirdiğim şeyleri alır, dener ve öneririm. Bu nedenle sizlere de gittiğiniz yerlerde marketlere girmenizi öneriyorum. Bakalım eliniz nelere uzanacak, kim bilir belki de yeni bir Oreo'nuz olur. Ek olarak tabi ki kaldığınız yere yakın mahalli bir market varsa ona da girebilirsiniz. Barcelona'da bu marketler genellikle Hintliler ve Pakistanlılar tarafından işletiliyor. Geneli de üç beş kelime de olsa Türkçe biliyorlar, İstanbul'dan geçmiş oluyorlar hayatlarının bir kesitinde. Pakistanlılar Müslüman. Eğer illa ben soracağım, edeceğim diyorsanız ürünü gösterip "halal?" diyiverin. Bakalım ne olacak, ben de merak ettim şimdi. Benim yaşadığım alandaki marketler hint asıllılarca işletiliyordu. Biraz da tipten benzediğimden sanırsam, çok iyi geçiniyorduk.
                                                                Forn Artesa Sant Jordi vitrin
Gideyim, göreyim, deneyeyim. Bu mottoyu tuttum. Gerçekten tadını çıkarabilmek için biraz cesaret gerekiyor. Risk almadan güzel şeyleri bulmak zordur derler, yemek konusunda da bu böyle. Şimdi şöyle efendim, empanada ve diğer tatlı tuzlu hamur işleri ya da sadece ekmek bile almak için benim gittiğim, küçük fakat oldukça yerel bir fırın vardı: Forn Artesa Sant Jordi (üstte). Bu fırının özellikle tuzlu  peynirli çubuklarına ve daha önce bahsettiğim ıspanak ve kuru üzümlü empanadalarına bayılıyordum. Tabi tatlı olayına girmek isteyenler de rahatça herhangi bir şey alıp deneyebilirler. La Rambla'ya çok yakın Jaume Meydanı'na (plaça de Sant Jaume) açılan küçük sokaklardan Carre Libreteria üzerinde kendisi. Aynı sokak üzerinde birden çok hamur işi satan hatta pastane kıvamında oturulacak yerleri olan dükkanlar var. Dilerseniz bunlardan birine oturup, bir şeyler de alabilirsiniz. Zaten her şey oldukça iştah açıcı görünecektir, hem karın hem de görsel açlığınızla birlikte. 
                                                         La Colmena'nın vitrinlerinden biri
Sokağın en sonunda ise, ki sonu dediğim burda Jaume Metro istasyonuna ilerlenen yön, Barcelona'nın en hoşuma giden patiseri ve çikolata evlerinden La Colmena var. Bu pastanenin şayet seviyorsanız bezelerini, ya da elmalı tartlarını ya da artık ne hoşunuza giderse onu denemenizi tavsiye ederim. Vitrinleri de en az içeriden alacaklarınız kadar ilginç. Mutlaka gözünüze ilişen bir şey olacaktır. Fiyatlara gelirsek, biraz fazla görünebilir fakat sonucunda eğer iyi bir şey yiyecekseniz, neden olmasın.
                                                          Lafuente'nin vitrin görünüşü
Size peynirlerden falan söz ederken şarküteriden bulabilirsiniz birçok şeyi demiştim. İşte bu şarküteriyi fazla aramanıza gönlüm razı olmadı. Hemen size benim sıklıkla gidip eksantrik bir şeyler aldığım Lafuente'yi önereyim. Kahvaltılık hazır bir şeyler olmayabilir fakat peynirler ya da herhangi bir İspanya'ya özel kuru atıştırmalığı burda bulabilirsiniz. Tabi Lafuente'de satılan şarapları, cavaları ya da her türlü diğer alkolü de unutmamalı. Nerede olduğuna gelince, La Rambla'dan ayrılan en önemli sokaklardan Carrer de Ferran üzerinde hemen hemen yüz metre içeride. Zaten Sant Jordi fırınına ya da La Colmena'ya da gitmek için Ferran sokağını kullanmanız gerekecek. Sokağı bulduktan sonra Lafuente'yi bulması çok kolay. En azından vitrinine bir göz atın, zaten bir sürü şey fiyatlarıyla beraber görsel olmuş durumda.

                               Pan & Company Sandviçler: Griego, Tortilla de patatas ve Fondue

Tortilla patata'yı ekmeğin içine koyup sandviç niyetine satan yerlerden bahsetmiştim ya işte onlardan birisi de Pans & Company. Barcelona sokaklarında sıkça görülen bu fast food zinciri, genellikle sandviç üzerine çalışıyor. Sandviçlerinden (bocadillos)  Tortilla de patatasFondue ya da Griego gibi tercihler kahvaltı için iyi olabilir. Fondue de Griego da peynirli sandviçler.  Yanında çayınızı, kahvenizi almanız da mümkün. Tabi sabah sabah tavuktu, etti yerim derseniz yine sizi mutlu ederler. La Rambla üzerinde 82 ve 123 numaralarda birer adet bulunuyor olmalı. Sahildeki Mare Magnum alışveriş merkezinin iç avlu tarafında da büyük bir tane mevcut. 
                                                          Starbucks sandviç ısıtılmış

Garanti olsun, bir şey yesem yeter. Efendim çok bir garanticisiniz siz. O yüzden sıfır riske girip sizi Starbuck'sa yönlendiriyorum. La Rambla üzerinde 109 numarada Starbucks var. Kalabalık oluyor, erken giderseniz daha iyi. Hemen kasaya göre en sağda sandviç bölümü var. Peynirli (con queso, okunuşu: kon keso) olanı da, tavuklu (pollo, okunuşu: poyo) olanı da gayet lezzetli. Isıttırmayı unutmayın. Sıcak lütfen: Caliente, por favor (kaliyente, por favor) demeniz yeter. Madrid'e gittiğimde en az iki gün kahvaltımı Starbucks'ta yapmıştım. Ne yazık ki sadece tatlı ile kahvaltı yapamayanlardanım. Bu arada sizler de Pans & Company'nin sandviç menülerinden deneyebilirsiniz, Starbucks'ın sandviçleri kadar iyiler.
Her şeyin bir sonu var evet. Güzel şeylerin sonu gelince insan bir bunalımdır yaşıyor fakat durun, kabuğunuza çekilmeyin hemen. Benim anlatacak daha çok şeyim var. Yine gelin, hep gelin. Bir ayda bir yazıyorsun hanımefendi, seni beklersek ohoo, diyorsanız eğer ki annem böyle diyor direk ordan biliyorum. Tamamen sizin için bu yavaştan alma olayı. Yani tabi kendime de özensiz bir yazıyı, sığ bir anlatımı yakıştıramam o ayrı konu fakat öncelikli amacım her açıdan dolu bir şeyler yazmak. Evet, varsın kimse okumasın. Moda insanın kendine yakıştığı gibi yazmasıdır, diyor ve kapanışı güzelinden bir Gipsy Kings parçasıyla yapıyorum: Un Amor (Bir aşk). Aşkla anlatmaya başladığım kahvaltı olayını aşkla kapatıyorum.

Yine yine geliniz. İspanyolca daha çok işe yarayacak gibi.

Regresa por favor, por favor y por favor.... 
                                                                                                                                

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder